Derin Devlet
Sayfa 1 Sayfa 2 Sayfa 3 Sayfa 4 Sayfa 5 Sayfa 6 Sayfa 7
Yavuz Donat'ın Süleyman Demirel'le görüşmesi "45 dakika ile" sınırlıydı. Sınırı koyan doktorlardı.
Sayın Demirel… Derin devlet nedir?.. Derin devlet var mı?
- Türkiye Cumhuriyeti devletinin kanunları var… Kurumları var… Kuralları var.
Derin devlet? – Kanunlar içerisinde kurulmuş organlar var… İstihbarat örgütleri var… Güvenlik birimleri var… Buralarda keyfilik, insan haklarına aykırı bir şey yok… Olmamalı da.
Efendim, derin devlet? – Çok itina ile söylüyorum, devlet yönetiminde zaaf belirirse…
Zaaf nasıl belirir? – Şöyle… Devletin kanunları vardır, uygulanamamaktadır… Valisi, kaymakamı vardır… Hakimi, savcısı vardır… Askeri, polisi vardır… Ama kanunlar uygulanamadığı için huzur yoktur.
Böyle durumda derin devlet mi devreye girer? – O zaman bu huzuru biz tesis edelim niyeti ile devletin içinden ve dışından talepler gelir… Bu bir devlet boşluğudur… Devlet, boşluğu kabul etmez… Türkiye maalesef bunu yaşamıştır.
Derin devlet olayı bu mudur? – Bu yaşandı… 1977-1978'lerde… 1979'da biz idareyi devraldığımız zaman tam bir devlet boşluğu vardı.
Devlet boşluğu olunca da devreye derin devlet giriyor… Öyle mi? – Derin devletin içinde kimler var?.. Olaya şöyle bakacaksınız… Derin devletin içindekiler yani normal zamanlarda belirli yetkileri kullanma durumunda olanlar, bir de bakarsınız, kurtarıcı haline gelmek isterler… Öyle hissederler kendilerini… Oysa kimse onlara görev vermemiştir.
Ülkeyi kim yönetecek? Sayın Demirel. Hükümete oldukça uzun süreli avans tanınmıştı. Şu anda durum nedir? Ve sayın Recep Tayyip Erdoğan, bugün itibariyle, siyaset yolculuğunun hangi istasyonundadır?
- Türkiye, yönetilmesi zor bir ülke… Tek parti döneminde de zordu, çok partili dönemde de zor… Etraf problemli… Tarih ve coğrafya yönetime istikamet veriyor… Yönetimi güçleştiriyor veya kolaylaştırıyor.
Efendim, bugün durum nedir?
- Dünü irdelemeden, bu konudaki analiz tam yapılamaz… Tarihten aldığımız şartlar var… 624 yıllık Osmanlı deneyimi var… Bu yönetimin içinde önemli unsurlar var… Pozitif unsurlar var… Güç var… Kudret var.
Yani, Osmanlı'dan bahsediyoruz.
- Evet… Kurumların en başında "hanedan" var… Ve ikinci kurum "ilmiye." Yani alimler… Daha çok din alimleri… Üçüncü kurum "kalemiye" yani bürokrasi… Dördüncü kurum "seyfiye" yani askerler.
Bu durumda Osmanlı yönetiminde söz kimdeydi?
- İlk bakışta söz padişahın… Ama ülke yönetimine baktığınızda ilmiyenin de, kalemiyenin de, seyfiyenin de söz hakkı var… Bu kendiliğinden işleyen bir olay… Yani padişah fetva almadıkça birtakım şeyleri yapamıyor.
Sayın Demirel… Osmanlı çöktü… Genç Cumhuriyet kuruldu… Gelelim bugüne.
- Dur, acele etme… Osmanlı çok uluslu, çok dilli, çok dinli bir ülke… Böyle bir ülkenin yönetimindeki zorlukların önemli bir kısmı bugün intikal etmiştir. Nasıl? – Genç Cumhuriyet kuruldu tamam… Ama Osmanlı'nın içinden çıkan komşu ülkelerle Türkiye'nin sorunları oldu… Ve bu bir savunma olayını doğurdu… Bu noktada altı çizilecek bir husus var.
Altı çizilecek konu nedir?
- Türkiye Cumhuriyeti'ni var eden, büyük Atatürk'ün gösterdiği istikamette hareket eden Ordu hareketidir… Milletin ordusudur… Kurtuluş Savaşı bittikten sonra da askerin, Türkiye Cumhuriyeti üzerinde özel bir iddiası olmuştur.
Bunu açar mısınız?
- Atatürk Cumhurbaşkanı'dır, devletin kurucusudur, askerdir… İnönü ikinci Cumhurbaşkanı'dır, devletin ikinci kurucusudur, askerdir… Atatürk'ün çevresindekilerin bir kısmı askerdir… Sivil olarak ilk defa Celal Bayar görünüyor… O da Kurtuluş Savaşı'nın içinden geliyor.
Siz buradan nereye geleceksiniz?
- İşte bu şartlarda, demokratik yönetime geçiliyor… Artık milli irade var… Millet iradesinin üstünlüğü var… Hakimiyet milletindir… Çok partili sistem var.
Öyleyse geldik bugüne… Muhalefet var… İktidar var… Başında Tayyip bey var.
- Şimdi dikkatinizi bir noktaya çekiyorum… İktidar, seçimle gelir. Ve der ki… Milletten yetki aldım, ülke yönetiminde her şey artık benim hakkımdır… Ben nasıl istersem, ülke öyle yönetilecek… Bu bir jakoben düşüncedir. Sohbetin bu noktasında, Demirel'in "telefon bağlanmasın" demesine rağmen, telefon çaldı. Baba "dikkatimi dağıtmayın" diye kızdı. Sohbete "kısa bir mola" verildi. Demirel dedi ki: – İşin püf noktasına geldik… Söyleyeceklerimin her satırı çok önemli.
Sayın Demirel… Jakoben düşünceden bahsediyordunuz.
- Jakoben idare… Yani, siyasi iktidarın yetkiyi kimseyle paylaşmak istememesi. İktidar benim, her şeye ben karar veririm demesi.
Bu jakoben düşünce. ,
- Evet… Millet iradesini ben temsil ediyorum, yönetimde son söz benim felsefesi… Jakoben inanış. Bu inanış ülke yönetimini bir yerde zorlaştırdı… Zira çok partili yaşama girildikten sonra bir kurullar devleti ile karşı karşıyasınız… Devletin yönetimi adeta paylaşılmıştır… Burada iki önemli tezat var.
Devlet yönetimindeki iki tezat nedir?
- Biri, iktidarın gayri kabili taksimidir… Büyük bir konu.
Yani iktidar gücü paylaşılamaz konusu. – Evet… Doğru… İktidar gücü taksim edilemez ama… Ama? – Bu gücü kullanırken, devletin yönetimine iştirak olan diğer kurumların fikrini alma var, danışma var, istişare var. Devlet yönetimine iştirak olan diğer kurumların fikrini almak, iktidarı taksim etme anlamına gelebilir mi? Gelebilir. Öyleyse… Yorumunuz? – Burada her şey neyi, nasıl yapacağınıza bağlı. Yani? – Bunu öyle yaparsınız ki, Anayasal kurumların düşüncesini alır, tartışır ve ona göre karar verirsiniz… Zira siyasi iktidarın kararlarını icra edecek olanlar da aslında yine bu kurumlardır. Sayın Demirel… Yani "millet bana yetki verdi, istediğimi yaparım, yetkiyi kimseyle paylaşmam" felsefesi, jakoben yaklaşım. – Evet. Geçmişte bu havaya girenler oldu mu?.. Adnan Menderes?.. Siz? – Evet, hep girdik… Adnan bey de jakobendi, ben de jakobendim. Ve geldik bugüne… Bugün Türkiye'yi yöneten siyasi iktidar için ne diyorsunuz? – İyi niyetli oldukları kesin… Ama kendi siyasi iktidarlarını anlayış felsefeleri jakoben. Tayyip bey? – Evet. Süleyman Demirel'le görüşme süremiz "45 dakika ile" sınırlıydı. Sınırı koyan "doktorlardı." Saat 11.30'da konuşmaya başladık. Saat 12.15'te "beyefendi" dedik: – 45 dakika doldu… Bize müsaade. Demirel, önce Dr. Aylin
Cesur'a baktı. Sonra saatine. Ve bize döndü: – Konuşmayı burada kesemeyiz… Bu konuyu yarım bırakamam. O sırada konu "derin devlet" idi. Demirel'e sorduk: – Ne yapalım? Bir kez daha saatine baktı. "Devam edeceğiz" dedi. – Yarım saatin daha var. Bir ara telefon çaldı. Demirel açmadı ve "şu talimatı" verdi: – Konuşmamın kesilmesini istemiyorum… Hiçbir telefon bağlanmasın. "Konu" yine derin devletti. Ve Demirel, ağzından çıkan her sözü ölçüp, biçip tartıyordu. Dikkatinin dağılmasını istemiyordu. 35 yıldır Demirel ailesinin hizmetinde olan "emektar İsmail" bize çay getirdi. Demirel'den, İsmail'e: – Kapıyı kapat… Konuşmam bitene kadar hiç açılmayacak. Baba o sırada "çıt çıkmasını… Sinek uçmasını" bile istemiyordu. Zira "asker ve siyaset" konusunu anlatıyordu. "Bir şey daha" anlattı. Yine "sözlerini hiç kestirmeden… Ve çok dikkatli bir üslupla." Anlattığı, yıllar öncesine ait bir anıydı. "Yazılmamak kaydıyla" dedi. Demirel'le görüşmelerimizi teybe almazdık. Bu defa resim çekmek, TV için film çekmek gibi işlerle de uğraştığımız için, Demirel'in önüne teyp koyduk. Onun "yazılmayacak" dedikleri de teybe kaydedildi. Bunu kendisine de söyledik. Tepkisi şöyle oldu: – Teyp, çözüldükten sonra, bu bölümü çekmecene koy… İleride yazarsın… Ama şu dönemde asla. Konu yine "devletin derinliklerinde geçen bir olaydı." Demirel 10 kiloyu nasıl verdi? Demirel'i zayıflamış bulduk. "10 kilo verdim" dedi. Dr. Aylin Cesur: – Beyefendi 12 yıldan sonra ilk kez 100 kilonun altına indiler. "Nasıl" diye sorduk. Demirel: –
Diyet yaparak. Diyette neler yasak? Demirel güldü: – Yasak yok. Yasaklara karşı yıllarca meydanları dolaşıp, mücadele vermedik mi? Yasaksız Türkiye diye bağırmadık mı? Demirel'in diyetinde gerçekten "yasak" yok. Diyet bir "ekibin gözetiminde" yapılıyor. Ekibin başı Güven Hastanesi'nden Dr. Mustafa Cesur… Ve onun yanında bir diyetisyenler grubu. Dr. Mustafa Cesur: – Yasak yok. Beyefendi her şeyi yiyebilir, ama ölçülü. Tuz, yağ, şeker ve un ölçülü olacak. Protein de.. Demirel "her şeyi" yiyor. Ama günde toplam "1735 kaloriyi" aşmadan. Demirel'in gıdasının "yüzde 55'i karbonhidrat." Yüzde 30'u "yağ." Yüzde 15'i de "protein." Sayın Demirel… Günde kaç öğün yemek yiyorsunuz? – 3 ana, 3 ara öğün. Açlık çekiyor musunuz? – Hayır. Sayın Dr. Mustafa Cesur… Nasıl başardınız? – Bu sadece doktorun, diyetisyenin ve ahçının başarısı değil… Karşınızdaki insan da kilo vermeye istekli olacak. Süleyman bey nasıl? – Uyumlu… Anlayışlı… Doktorları dinliyor. Dr. Cesur'dan son sözler: * İsteyen herkes kilo verebilir. * Ama önce kilo vermeyi kafasında kararlaştıracak… Beyni hazır olacak. * Konuya kilo vermek diye de bakmamak lazım. Bu bir dengeli beslenme olayı… Ve yaşam tarzı. Eskiden Demirel, misafir geldiği zaman yerinden "ağır ağır" kalkardı. Baktık şimdi "daha dinç… Daha hareketli." "Hasta haliyle" bizi, kapıya kadar geçirdi. – Beyefendi, maşallah, incelmişsiniz. – Aslında herkes becerebilir… Doktorları dinlemek şart… Tabii, kendin de hazır olacaksın. Sayın Demirel… Binlerce karikatürünüz çizildi… Hakkınızda eleştirel sahne oyunları bile yazıldı… Ne kadar kızdınız? - Benim mizacım biraz sakin. Ne kadar sakin? – Sakin dediysem vurdumduymaz değil. Sükunetinizin ölçüsü nedir? – Ölçü şu: Acaba sineğin üzerine balyozla mı gitsek?.. Hayır… İşte ölçüm. Sineğin üzerine balyozla gitmek de yanlış, varsın böyle olsun kıyamet kopmaz ya diye vurdumduymaz davranmak da yanlış. Siz ne yaptınız? – Zaman zaman birtakım çirkin şeyler oldu… Mahkeme yolunu kullandım. Ne kadar? – Çok değil… Haklarıma tecavüz oldu… Hakarete uğradım… Aileme tecavüzler oldu… O zaman mahkemeye gittim. Mahkeme ne dedi? – Ben kazandım. Mahkeme kararıyla aldığınız tazminatları ne yaptınız? – Parayı mı?.. Kimden, ne aldıysam, hayır işlerine harcadım. Efendim, tavsiyeniz? – Sana mı?.. Sineğin üzerine balyozla gitme… Eleştiriye tahammüllü ol… Hür medya çok önemli şey… Medyanın eleştirileri doğru mu, ona bak ve doğrularından faydalanmaya çalış. Demirel: Kapkaç, hırsızlık, soygun… AB'den de önemli Sayın Demirel… Bunca yılın deneyimi ile söyler misiniz, Tayyip bey başını yastığa koyunca ne düşünmeli? – Şunu… Yönettiğim ülke rahat mı? Rahat mı sizce? – İşte düşüneceksin… Yönetilebiliyor mu? Lütfen konuyu açar mısınız? – Türkiye daha uzunca bir süre büyük şehirlerdeki, özellikle İstanbul'daki kapkaç, hırsızlık, soygun olayına dayanamaz… Bulunuz çaresini… Bu diğer meselelerin tümünden önemlidir… AB'den de önemlidir. Tayyip bey yatınca bunu düşünmeli… Başka? – Rejimde istikrarsızlık getiren, büyük şehirlerdir… Bu konu dün çeşitli şekillerdeydi… Bugün tamamen halkın huzursuzluğuna döndü… Halk çok rahatsız. Tayyip bey elbette bildiği gibi yönetecek ama, yönetimin neticesi buysa, bu yönetim değil… Devlet niçin lazım?.. Can, mal, ırz güvenliği… Tanzimat fermanının birinci maddesi bu. İkincisi de açlığa çare… Bunlar aksarsa, kurallara dayalı rejimi yürütmekte sıkıntı çeker. Tayyip bey ne yapmalı? – İstikrar için her şey var… Seçimle gelmiş iktidar… Anayasa değiştirecek güç var… Tek parti hükümeti var… Hür yargı, polis, asker var… Jandarman var… Ama geri dönüp bakıyorsun… Büyük kentlerde, özellikle İstanbul'da olanlar önemsiz olaylar değil. Tayyip bey daha daha neler yapmalı? – İkinci olarak ne yapması lazım geldiğini kendisi söylüyor… Al, bak, Radikal gazetesinin manşetine… Tayyip bey, işsizlik konusunda başarısız olduk diyor… Kaç defa konuştuysam, sayın Başbakan'a bunu söyledim. Ne dediniz? – Dedim ki, Tayyip bey, adamın karnı tok olacak. İnce sanat Sayın Demirel. 6 kez gidip, 7 kez geldiniz. Hükümet etmek nasıl bir şey? – Yönetme sanatıdır… İktidarı kullanma sanatı. Bu sanat nasıl icra edilir? – İktidar benim, kimse benim işime karışmasın diyebilirsiniz. Bunda, şeklen de haklısınızdır… Ama senin işine karışılmasını devletin yeni tarzı getiriyor. Bu durumda iktidar etme sanatının incelikleri neler? – Bir tezatı anlatmak istiyorum. Nedir? – Anayasa bir yandan siyasi iktidar hakkında kayıt koymuş, bir taraftan da kurullar için kayıt koymuş… Kurulların yerini tarif etmiş. İktidar etme sanatı? – Kurumların yerinde durabilmesine, görev ve yetkilerini iyi anlayabilmesine ve kendilerine verilen öneme bağlı… Belki karışık görünüyor ama… İnce sanat gerektiriyor. Nasıl icra edilecek? – Uzlaşmayla… Batılılar bize diyor ki, uzlaşmayı bilmiyorsunuz. Bu ince sanatı biraz daha açsanız. – Meşruiyetin kaynağı halk. Ama bu bir Anayasa devleti. Yetkiyi, uyum içinde kullanırken, sanki devletin diğer organlarını tepenize çıkarmışsınız, siz iktidarsız kalmışsınız gibi bir duruma düşürmeyeceksiniz… Sanat bu. Bu sanat nerede öğretilir? – Devlette. Okulu? – Devlet kadroları ve siyaset… Bu sanat, ehliyeti beraberinde getirir. İyi icra edilmezse, yönetim zaafı çıkar ve derin devlet devreye girer. Bayrağa saygısızlık… Halkın tepkisi… Ve derin devlet Hastalıktan yeni yeni çıkmakta olan Demirel ile yaptığımız sohbetin bir bölümü "bayrak." "Şu kadarını" söyleyelim Demirel "konuyu" çok önemsiyor. Elbette bütün Türkiye de önemsiyor ama… Demirel'in önemsemesinin "önünde, arkasında" çok şey var. Konuşmanın bir yerinde Demirel dedi ki: "…. böyle olaylara aman dikkat… Öyle bir infiale yol açar ki… Ülke yönetilemez duruma geliverir… Hani, derin devlet konuşuyoruz ya… Böyle şeyler onların tümüne güç verir… Cesaret verir… Olayı anında bastıracaksın… Tepkini anında vereceksin… Duruma anında hakim olacaksın… Yoksa…" Menderes, Demirel, Recep Tayyip Erdoğan Sayın Demirel… Menderes de siz de "madem ki iktidarım, her şey benden sorulur, ben yaparım" dediniz. Evet, Menderes de jakobendi, ben de… Böyle dedik… Şimdiki iktidar da jakoben. Baştan başlayalım… Menderes'ten. – Adnan bey bir sel gibi geldi… Tek partiyi devirdi… Tek partiyi devirince, o dönem, tek partinin bütün kurumlarıyla karşı karşıyasın… Bürokrasiyle, askeriyeyle, her şeyiyle… Zaten bir türlü de uyum sağlayamadı. Yıl 1965… Bu defa siz geldiniz. – Yüzde 53 oyla geldik… Meclis kürsüsüne çıktım, duvardaki yazıyı gösterdim… Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir… Meclis'e dedim ki… Beni buraya getiren bu yazıdır. Sonra? – Dedim ki… Millet iradesi üstünlüğünü biz kullanacağız. Sonra? – Dedim ki… Ankara'ya emniyet müdürü tayini bana aittir… Ben tayin edemiyorsam, o zaman Ankara emniyetinden, hükümet olarak beni sorumlu tutamazsınız. Sonra? – İyi de kim sorumlu olacak? Kim? – Birisinin sorumlu olması lazım… Demek ki, Ankara emniyet müdürü tayinine engel olmak da yanlış, meseleyi bu biçimiyle ele almak da yanlış… Yapamadık. Sonuç? – Kurumlar var ya… İş, o kurumlar ile siyasi iktidarın karşı karşıya kalmasına döndü. Bugün Tayyip bey ne yapmalı? – Tayyip bey ülkeyi bildiği gibi yönetmeli… Yalnız dönüp bakmalı… Geçmişe… Yaşananlara. Evde patron Nazmiye hanım Aile fotoğrafı çekerken sorduk: Hanımefendi, eşinizi kaç yıldır tanıyorsunuz? Nazmiye Demirel kahkahayı bastı: – Şimdi sorduğun şeye bak… Çok eskiden beri. Ne kadar eskiden? Bu defa kahkaha sırası Demirel'de: – Yüz yıldır. Demirel'in bu sözleri üzerine, Nazmiye hanım elini kaldırdı. Süleyman beyin yanağını okşadı. Süleyman bey de onun. Hanımefendi, evde hiç tartışma çıkar mı? – Bak şimdi sorduğun soruya… Böyle şey sorulur mu? Neden sorulmasın? – Tartışma çıkmayan ev olur mu? Sizin evdeki tartışmalarda, size göre, kim haklı? Yanıt, Süleyman Demirel'den geldi: – O haklı… Daima Nazmiye haklıdır. Sayın Nazmiye Demirel… Evde kimin sözü geçer? – Bak yine neler soruyorsun?.. Kimin sözü geçer acaba? Demirel: – Kimin olacak, evde daima Nazmiye'nin sözü geçer. – Gerçekten mi? Nazmiye hanımın yanıtı: – Siyasette, Demirel'in sözü geçer… Eve gelince… Eee, Demirel, Yavuz'a cevap ver bakalım. Süleyman Demirel: – Verdim ya. Senin dediğin oluyor. 'X… Ğ… W…' Güven Hastanesi'nden taburcu edilmeden önce, doktorlar topluca Demirel'in odasına gelmişler. Demirel sormuş: – Sayın doktorlar… Ben ne zaman ziyaretçi kabul etmeye başlayacağım? Hemen başlayabilirsiniz… Ama ziyaretçileri isim sırasına koymak kaydıyla. – Nasıl bir sıra? – İlk hafta, ismi "X" ile başlayanları kabul edeceksiniz… İkinci hafta "Ğ" ile başlayanları… Üçüncü hafta ismi "W" ile başlayanları. – Yani siz benim, üç hafta daha ziyaretçi kabul etmeme izin vermiyorsunuz? – Siz de anlayış gösterirseniz öyle düşünüyoruz efendim. Demirel, hastaneden "taburcu" olduktan sonra, "ilk hafta" kimseyle görüşmedi. "İkinci hafta" ziyaretine biz gittik. Biz gitmeden önce özel doktoru Aylin Cesur demiş ki: – Efendim… Doktorlar heyeti demişti ki… İlk hafta X… İkinci hafta Ğ… Üçüncü hafta W… Yani üç hafta ziyaretçi yasağı. Demirel gülmüş: – Yavuz'un adı eskiden Ğ ile başlıyordu… Yani Ğavuz'du. Halk patlarsa derin devlet güçlenir Org. Büyükanıt'ın konuşması neden önemli Org. Yaşar Büyükanıt'ın "Güneydoğu yıllarını" iyi biliyoruz. Diyarbakırspor maçlarına giderdi. Tribünler "Yaşar Baba" diye bağırırdı. Beldeye, köye, mezraya giderdi. Halk "Baba" diye eline sarılırdı. Görev yaptığı dönem "PKK'nın gemi azıya aldığı" dönemdi. Org. Büyükanıt "yerinde durmayan, kabına sığmayan, sürekli arazide olan" bir askerdi. Ve Org. Yaşar Büyükanıt konuştu. "Neden" konuştu? Demirel kendisini "iyi tanıyor." "Çok eskiden… Alt rütbelerden" beri izliyor. Efendim, Org. Büyükanıt neden konuştu? – Devletin organları var, siyasi iktidarı da var, herkesin Anayasa'da belirlenen yeri var…. Herkes bu yerde durmalı… Kara Kuvvetleri Komutanı niçin konuşuyor?.. Org. Büyükanıt'ın konuşmasına olan itirazlar doğrudur… Konuşsun efendim demek mümkün değildir… Önce bu itirazları kabulleneceksin ve sonra da düşüneceksin. Neyi? Demirel sustu. "Düşünüyorum, sen de düşün" dercesine. CEMAL GÜRSEL Sayın Demirel, neyi düşünmek lazım? – Konuşmasın tamam da… Şunu unutmayacaksın… Konuşan bu ülkenin Kara Kuvvetleri Komutanı'dır… Geçmişte de bunun birtakım izlerinin olduğunu bileceksin. Yani? – Bunun Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Cemal Gürsel'den başlayarak gelen birtakım izleri var… Cemal Gürsel de konuşmuştu… Dünü sakın unutma… MEKTUP Org. Cemal Gürsel ve "sonraki izler" bu yazının konusu değil. Ama sadece bir anımsatma: Bayar Cumhurbaşkanı, Menderes Başbakan'dı. 27 Mayıs 1960 öncesiydi ve Türkiye'de huzursuzluk vardı, öğrenciler sokaktaydı. Org. Cemal Gürsel (daha sonra 27 Mayıs İhtilali'nin lideri oldu, 1961'de de Cumhurbaşkanı seçildi), Cumhurbaşkanı Celal Bayar'a "siyasi içerikli" bir mektup yazmıştı. ÖYLE Mİ ACABA Ve dönelim yine sohbetimize. Demirel: – Bu Kara Kuvvetleri Komutanı ne diyor?.. Ona bir bakın… Konuşmanın içeriğine dikkat edin… Eğer dediği şeyler "efendim konuşmasa da olur, ne gerek vardı, ona ne" denecek cinsten şeylerse, mesele yok… Ama durum öyle mi acaba? SORULAR… Süleyman bey: – Durum farklı bir durum… Komutana "sen ne konuşuyorsun arkadaş" dediğiniz yerde, o önemli bir şey söylüyor… "Devletin Irak politikası yoktur" diyor… Anında "vardır" diyeceksiniz… "Devletin bir Kıbrıs politikası yoktur" diyor… Hemen "vardır" diyeceksiniz… Ve "politika şudur" diye göstereceksiniz… Bunları diyebiliyor musunuz? IRAK'TA SÖZ KİMDE? Süleyman Demirel: – Ne diyor Kara Kuvvetleri Komutanı?.. Bizim Irak'ta bir sözümüz yok, sözümüz geçmiyor diyor… Sözümüz var diyebilecek misiniz?.. Soruyorum, diyebiliyor musunuz? ZAAF Sayın Demirel… Sonuç? – Bu konuyu önemsiyorum zira… Zira? – Bu tartışma başladığı zaman yönetimde zaaf var demektir… İki gündür söylüyorum sana, yönetimde zaaf, derin devlete cesaret verir. Efendim, sizin meşhur sözünüz, demokrasilerde çare tükenmez… Çare nedir? – Çare kompromi… Büyük uzlaşma… Ama görünüyor ki uzlaşma, olması gereken zeminlerde olmuyor… Konuşma, müzakere, istişare, karşılıklı görüş alış verişi, kompromi asıl zeminlerinde gerçekleşmiyor. "SÖYLEMEM GEREKİYOR" Ne yapılması lazım? – Daha iyi bir koordinasyon. Kimin görevi? – Başta siyasi iktidarın… Sonra Cumhurbaşkanı'nın… Şimdi "öyleyse gel, sen idare et" ithamıyla karşılaşacağımı biliyorum… Ama tepki de alsam, bazı şeyleri söylemek, bu ülkeye karşı sorumluluğum… Bunları söylemek bana düşüyor… Zira bunları görerek geldik. Halk patlarsa derin devlet güçlenir 27 yıl önceydi. Sağ, sol çekişmesinin tırmandığı dönemdi. Kars Kalesi'ne orak, çekiçli bayrak çekme girişimleri oluyordu. Ecevit, Adalet Partisi'nden "Bakanlık koltuğu için ayrılan" milletvekilleriyle eksiğini tamamlayıp, hükümet ediyordu. Yakın siyasi tarihin "Güneş Motel olayı" ya da "11'ler hükümeti." İstikrarsızlık büyüyordu. Asker de rahatsızdı. Demirel "bayrak mitinglerine" karar verdi. Amacı, bayrak saygısızlıklarına "demokratik tepki, sivil tepki, kavgasız tepki" vermekti. Yoksa tepki ya "askere" kalacaktı. Ya da "Ülkü Ocakları'na." Askerin tepkisi "demokrasiye fasıla" noktasına kadar uzayabilirdi. Ülkü Ocakları'nın tepkisi ise, o dönemde zaten sokaklarda akan kanın "oluk, oluk" hale gelmesi demekti. Süleyman Demirel: – 2005 yılında bayrak yakma girişimi çok önemsediğim bir olay… Kan beynime sıçradı, yerimde duramadım… 1978'de, bayrağa saldırı karşısında, Türkiye'nin 5 yerinde, peş peşe mitingler yaptım. Galiba ilk miting Samsun'da olmuştu… Vidinli Otel'in önündeki büyük meydan tıklım tıklımdı. – Bayrağa saldırı olan yerde, siyasetçi olarak yerinde oturamazsın… Tepkini anında koyacaksın… Gecikmeyeceksin. Yoksa?.. – Sen konuşmazsan, başkası konuşur… Sen tepki koymazsan, saygısızlar cesaret alır… Bu iş tahmin edemeyeceğin kadar önemli. Ne kadar? – Halk tepki gösterir… Halk patlar… Bu infial yarın seni, ülkeyi yönetemez duruma getirir… O da kime güç verir, biliyor musun? Kime? – Derin devlete. Başbakan kasap olmalı Sayın Demirel, defalarca hükümet kurdunuz. – Kurdum. Gün oldu, şartlar gerektirdi, kabine içinde değişiklik yaptınız. – Doğrudur. Hükümette değişiklik yapmanın koşulları nedir?.. Ölçüsü nedir?.. Ve kabine değişikliği kolay mıdır? – Kolay olduğunu söyleyen var mı?.. Buna kolaydır denebilir mi? Öyleyse… Kabine değişikliği nasıl olacak? – Kabine değişikliği yapmak hiçbir zaman kolay bir iş değildir… Fakat ihtiyaç duyduğun zamanda da yapmak gerekir. İhtiyaç hali nedir?
Sayfa 1 Sayfa 2 Sayfa 3 Sayfa 4 Sayfa 5 Sayfa 6 Sayfa 7












